Ermeni Soykırımı’nın 100.yılında İsviçre’de anma etkinlikleri

ERMENİLERE YAPILAN SOYKIRIM’IN 100. YILI’NDA İSVİÇRE’DE ANMA ETKİNLİKLERİ

2015 Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında İsveçre genelinde 100. yıl dolayısıyla bir çok bölgede etkinlikler düzenlendi. Cenevre, Lozan ve Bern kantonların’da yoğun olan etkinlikler İsviçrenin diğer bölgelerinde de konferanslar, paneller,

4 haziran da Mayrig ve Le Voyage en en Arménie (Ermenistan’a Yolculuk) adlı filim gösterileri,
5 Haziran da Tarihi metinler, Osmanlı metinleri Hans Lukas Kieser Zürih Ünivrersitesin den, Ermenilere yapılan Soykırım Mehmet Polatel Tarihçi ve Hrant Dink vakfından ve uluslararası hukukçu Paris’den Philippe Kalfayan, Assur-Keldani-Süryanilere yapılan soykırım Joseph Yacoub, bu günün moderatörlüğünü Lozan fakültesi Bilim Sosyal ve politik onur ünvanına sahip Profösör Laurent Bridel yaptı.
6 haziran genel metinler Jordi Tejel uluslararası tarih Profesorü Cenevre üniversitesinden, Kiliselerin konumu Carla Kijoyan Evrensel danışman (bütün kiliseleri birleştirme çabası) Cenevre Orta doğu Kiliseleri iletimcisi. Tanıklık, Mgr Georges Casmoussa, Süryani Katolik kilisesi Patrik’i naib’i eski Musul Beyrout archevek’i (Başpiskopos). Ani Boudjikanian Doğu Hıristian işleri başkan yardımcısı, Beyrut’dan. Rakel Dink Hrant Dink vakfı başkanı İstanbul. Bu günün Moderatörlüğünü de Lozan’dan Hilary Waardenburg Arab edebiyatı uzmanı gerçekleştirdi, akşam saatlerinde Ermeni şarkıları, korosu ve konserler gerçekleşti; Osmanlı felaketi ve Ermenilere yapılan soykırım, yeni yaklaşım, yeni çareler, Mülkiyetin Türkleştirilmesi ve 1915 yağması gibi konular bu etkinlikler de enine boyuna tartışılarak katılımcılar ve kamuoyu bilgilendirildi,

Nisan Lozan, Mayıs Cenevre ve Bern Haziran tekrar Lozan da 4 gün boyunca yapılan etkinliklere katılan ve davet edilen kurum ve kişiler:  İsviçre Ermenistan büyük elçisi, Lozan da yaşayan Ermeni sanatçısı Charles Aznavur, Lozan’daki Kiliseler ve cami imamları ve çevreleri, Lozan Türk birliği yöneticileri ve Batı İsviçre Türk birliği başkanı Celal Bayar’ın torunu Celal Bayar da katılan panelistlerin ve katılımcıların alternatif zıt düşünceler sundu.       

Bu bir dizi etkinliklere katılan ve Lozan da tanıştığımız Boğos amcamız ve Simon arkadaşımız’la Aarau Ermeni kültür merkezinde buluşarak bir değerlendirme yapıp söyleyişi organize etmeyi uygun gördük.

Aarau, 18 Temmuz 2015

Bütün tehlikelere rağmen dedemi bir kürt saklıyor

Kürtler yardım ederse özgür oluruz

”Balık susuz Ermeni ağasız yaşayamaz”

 50 yıldır halen oralarda geziyorum

         ”Hayrigi Yergir mimorana”

 

Ön görüldüğü gibi Boğos amca bizleri Aarau tren istasyonun’da aldı arabasıyla 15 dakika kadar yolculuktan sonra Ermeni kültür Merkezine ulaştık, tabi yolda arabada gelirken Boğos amca’nın söylediklerine de değinmeden edemeyeceğim; aynı zamanda Kürtçe, Ermenice ve Türkçe’yi çok iyi bilen Bağos amca Kürtçe ağıtları da Ermeniceye çeviriyor, arabasında bize Ermenice ağıtlar dinletti sohpetimiz arabanın içerisin’de başladı; ”bak iyi dinle bu ağıt ve müzik Ermenicedir dedi ve tüm dünya müzikleri’ni başını kıçını oynatarak dinler, biz Ermeniler ise Yüz yıllı aşkındır hep böyle hüzünlü, acılı ve dramatik şekilde müzik dinleriz ve dinlemek zorunda bırakılmışız!”.  

Aarau da bulunan Ermeni Kültür Merkezi 35 yıldır İsviçre de faliyet yürütüyor.

Bizlere zaman ayırıp Kültür Merkezinizin kapısını açtığınız için sizlere teşekür ederiz. Boğos amca buyrun senin’le başlayalım, Arkadaş gazetesi okurları sizleri tanımakla memnun olacaklardır.

Sohpetimize başlamadan önce ben bir Ermeni olarak ve Ermeni olmayan başka birinin, sizin Ermenilerin yaralarına melhem olmak isteyen bir kişi olarak duyarlılığınıza çok teşekür ederim minetarım, ben de sizinle tanıştığıma memnunum, Ermenilerin başına gelen acıları paylaşmak için uğraşıyorsunuz, tekrar teşekür ederim ve hoşgeldiniz.

Ben Boğos Tomasyan, 1948 de  Baresh (Bitlis Motki’ye) bağlı 49 hanelik bir köy’de dünyaya geldim, 16 yaşına kadar köydeydim, Kinzu Salman köyün’de  1948/1964 arası yaşadım, 1964 1969 Midyat ve 1971 de İsviçreye geldim.

1915 de ailem 59 nufustan sadece geriye 7 kişi kaldı, öbürlerini öldürdüler, dedem zanaatkar olduğu için dedemi bir kürt saklıyor, bütün tehlikelere rağmen saklıyor, 5 kardeşdiler arasından dedemi çıkartıp alıyorlar, Kafle diyorlar, bu bana öbürleri götürün diyor, köyler’de kırsal alanlarda zanaat çok önemlidir, şehirden uzak demircilik lazım dokumacılık lazım, o zamanlar da daha fabrika yok tekstil yok, herşey ellen yapılıyor, çorapına kadar çuhasına kadar, şu resimler de gördüğünüz giyisilerin hepisi babamın dedemin elleriyle yapılmış elbiselerdir, yundan yapıyoruz, hayvan ürünlerinden.

Tabiki bizim büyükler herşeyi bize anlatmıyorlardı, kin nefret duygusuyla komşularımıza bakmalarımızı istemiyorlardı, bizim anlamamamız için bazen kendi aralarından Ermenice konuşuyorlardı, biz çocuklar gençler Ermenice anlamıyorduk, okul kalmadı, öğretmen kalmadı, papaz kalmadı, köyümüz 49 hanelik 500 nufusluydu, bende belgeler de var. o zamanlar kadınları erkekleri bölüp ayrı ayrı götürüyorlar ta Bitlise(Baresh) kadar Der zora’mı gönderecekler neresiyse bilmiyorlar, bir Kürt ağası adı Haydo’dur, bazen diyorlar cenet var cehenem var, ben ne ordan geldim ne de oraya gittim, eğer gerçekten de cenet varsa o Haydo ağa cenetedir, kendi menfati için’de olsa insanı kurtarmıştır, Haydo ağa hanimi”ni gönderiyor, benim dedemin adı Margos’dur, Margosun hanımını Kafle’den çıkart getir diyor, çünkü kadınları ayrı erkekleri ayırıp götürüp öldürüyorlar, ağa’nın hanımı’nın adı da Bülbül’dür, yahu ben nasıl getireceğim (o zamanlar belki duymuşsunuz veya okumuşsunuz’dur Ermenilerle Müslümanların elbiseleri’nin renkleri ayrı ayrıydı) Bülbül hanım diyor Müslüman’larlan Ermenilerin kıyafetleri ayrıdır, ayrı ayrı renklerdendir fark ederler, kürtçe ona diyorki keçe kırosi xa leke vina (Elbiseni giydir getir) yani kendi fistanı’nı giydir getir kimse tanımaz Ermeni olduğunu, oda öyle yapıyor gidip kendi elbisesini giydiriyor kafle’den çıkarıp getiriyor, baba annem hamileydi o zorluklarla nasıl yolarda gidiyorsa bir hafta sonra bir çocuk dünyaya getiriyor, çocuk ta ölüyor kendiside ölüyor, dedem dul kalıyor, tabi birgün burda birgün orda, Haydo ağadan da kopuluyor, dedem Margos kocası öldürülen başka bir Ermeni kadın’la ikinci evliliğini yapıyor, onun adıda Hatundur, Hatun’un bir kızı bir de oğlu var, kocasını öldüren kişi oğlunu da öldürmek istiyor, oğlunu arkasına saklıyor rica ediyorum onu bağışla senin çocuğun olsun, kes ben gavurdan döl istemem diyip çocuğu da öldürüyor Hatun kaçmaya başlıyor arkadan yakalayıp baltayla yaralıyor dereden yuvarlanıyor kız çocuğuyla beraber baygın düşüyorlar daha sonra çobanlar buluyorlar şeh Habibe götürüyorlar şeh habib bunları iyileştiriyor, ve Bitlisin kazası Motki de karısı ölen bir kürd ile Hatun evleniyor Kinzu (Gendzav) şuan Salman köyü olarak geçiyor oraya yerleşiyor, bütün bildiklerim duyduklarımın hepsi Xaço amcam ve bu Hatun Yaya ( Yaya Ermenice Nine demektir). Kışın geceler çok uzun oluyor, köy de radyo yok elektirik yok, bir gaz lambası var öyle duvara koyuyorlar birbirimizi zorla görüyorduk, ama gözlerimiz artık alışmıştı tandırın etrafında toplanırdık, Ermeni yemekleri vardır bir nevi ekmek adı Ermeni tarmuz’u dövülmüş buğday veya mısır’dan yapılıyor, sıcak kül altında  pişirilir hamur kül olmasın diye ceviz yaprakları külden önce konurdu, ve Hatun yaya’mız başlardı bize olayları anıları anlatırdı, gazete yok kitap yok, kalem yok defter yok, yazar yok herkes sözlü yazardır, herkes başına ne geldiyse ne duyduysa onları anlatırlardı, hayatım’da unutamadığım benim için çok önemli bir söz ilk önce kızlara anlatırdı, çünkü bizim ailede önce kızlar vardı,erkekler sonradan oldu, Ermenice axçik kız demek, axçik kızlara diyordu Hatun Yaya; (aslında Ermenilere yapılan soykırımı önce kızlardan kadınlardan başlamak lağzım, kadınlara ne oldu? Ben yazdığım kitabımda kadınla başlıyorum Anjel Dikme de Lozan’da değindi). Bir gün gelir’ki anneniz ölür ve bir müdet sonra annenizi unutacaksınız veya evleneceksiniz evlendiğinizde kocalarınızla onlarla beraber gitmeye mecbursunuz, çok uzak memleketlere gidersiniz orada birgün çocuğunuzla çarşıda gezerseniz, topluma girdiğinizde size soracaklar ana diliniz nedir, yani ananızı unutsanız’da ana dilinizi unutmayın, Ermenice önemli bir anlam taşır bu söz ve sözü erkek çocuklara getiriyordu Hatun Yaya diyordu bir gün babanız ölürse biraz üzülürsünüz ama unutursunuz, büyür gurbete ve ya askere gidersiniz o dönemler Kore savaşı olduğundan Kore örneğini verirdi, Koreye savaşa da gidebilirsiniz, oralarda da kalabilirsiniz kimse bilmez’ki sen Garabetin oğlusun sen Xaço’nin oğlusun sormazlar, derlerki sen nerelisin, yani babanı unutursan vatanı’nı unutamasın, hani vatan erkeklerindir ya, öbür tarafta da Ananı unutursun Ana dilini unutamasın diyor, baba dili demezler Ana dil derler işte bu iki sözcük benim için çok çok önemli. Ben 50 yıldır köyümden çıktım, tam 44 yıldır İsviçrede’yim gelde o Hatun Yaya’nın söylediklerini unut, çok doğru söylemiş, Ermenice derdi (Hayrigi Yergir mimorana) atalarınızı unutursanız onların yurdunu unutmayın, ben 50 yıldır halen oralarda geziyorum, bedenim burda ama ruhum hep orda olmuştur, çünkü unutamam, çünkü Ermenilere tamamen iftiralar atıp yalanlar söylediler, neymiş Ermeniler de Müslümanları öldürmüş yok kadınlara onlar da tecavüz etmiş bunlar tamamen yalandır iftiradır kendi suçlarını örtbas etmek için bu yalanları uyduruyorlar. Bir adam öldürürsen mahkemeye çıktığında orada hukuk var gerçekler ortaya çıkacak, tabiki gerçekler örtbas edilmesi için  yalan söyleyecekler. Türkiye nereye giderse gitsin bu beladan, bu beladan kurtulamaz, bir dönem gider bir dönem gelir Türkiye bu beladan kendini kurtaramaz, biz büyüğüz biz imparatoruz demek’le büyük konuşmakla bir yere varılmıyor, herkes görüyor.

Hiç unutamadığınız ve sizi çok etkileyen bir anınızı bize anlatabilirmisiniz?

Tabi çok anlatacak yaşadığımız olaylar var.

Bizim Ermeniler her sene giderlerdi bir Kürt ağanınm yanına bu Kürt ağanın adı bırıke Sıle’dir, her ilk baharda ekin ekileceği zamanlar mart veya nisan ayı dolaylarında toplanırlar, Papaz ve Ermenilerin ileri gelenleri bırıke Sıle’nin konağına giderlerdi, tabiki şexi de beraberlerinde götürürlerdi şexin değeri var ya şexin de gönlü olmalı ya, giderlerdi bırıke Sıle den topraklarını sürmek için izin alırlardı. Sen Ermenisin toprak senindir mal senindir ama bırık ağa sana müsade verecek ya sür ya sürme. Ondan sonra bırık ağa kıyafetini çıkarırdı birtane yırtık pırtık giyerdi gelirdi otururdu, tabiki Ermenilerin önünde ilk konuşmayı şex konuşurdu, bırık bu Ermeniler gelmiş bunlara birşey söylede gitsinler tarlalarını sürsünler. Bırık ağa, şex efendi onlara söyle bakalım beni ilk gördükleri kıyafetimlemi iyi gördüler yoksa sonradan giydiğim yırtık kıyafetimi bana uygun gördüler, Ermeniler tabiki ilk giydiğiniz elbiseleriniz size daha çok yakışıyordu bu yırtık elbiseleriniz size yakışmadı efendimiz diyorlardı, mademki öyleyse herkes bir kis (kese) altın getirsin ve gitsin sürsün tarlasını ve ekin biçme zamanıda bir kis altın daha getirsinler ve hasat zamanı da hasadın yarısı bana yarısı da onlara xode jı te razı bi (Allah senden razı olsun) diyen Ermeniler yok deseydiniz kabül etmeseydiniz biz ne yapardık diyiyorlar, yani Ermeniler birçok vergilere mahruz kalıyorlardı; merkezi vergi, bölge vergisi, kelle vergisi, devşirme kan vergisi birde Erkek çocuklar askerlikten vaaf kalması için verilen vergi toplam 5 kadar ayrı vergiler veriyorlardı o dönemler, yani bir çocuk doğar doğmaz askerlik vergisi verecek ya çocuk yeni doğmuş ha, dünyaya geldiği günden itibaren asker vergisine tabi tutuluyor bu dünyanın hiçbir yerinde olmamıştır Hristiyan Ermeniysen o dönemler bu vergilere tabi tutuluyorsun, kılıç artığı zorla islamlaştırılmış dönme felansa bu vergi tabi olmuyordu.

Birazda Simon arkadaşla sohpet edelimmi?

Ama dur benimki daha bitmedi.

Tamam buyrun

Benim çocukluk dönemimdeki konuları anlatırsam, ben kimsenin inancına karışmıyorum, bak bazı dini konularda da kitaplar getirdim çünkü konuştuğumuz konuları bu kitapları da bağlıyor. Köyde okulumuz yoktu 1950 1955 lerde bir Ermeni marangoz’u öldürmediler tehcir de sakladılar onu, aslı Lice’lidir Dikranagerdsi (Diyarbakır’lı), zanatından dolayı askeriyenin kanı arabalarının tekerlerini yapmak için, o kalmıştı tek getirdiler okulumuzu ona yaptırdılar, koskocaman Bitlis (Baresh) vilayeti meşhur bir yerden başka zanaatkar yok ona yaptırdılar, bir tek kök kalmış Ermeni marangoza yaptırdılar okulumuzu, ama lafa geldilermi biz büyük imparatoruz biz büyük osmanlı bilmem neyi neyiyiz. Öyle’de Osmanlıyı kim osmanlı yapmıştır, 600 sene Ermenilerin kalemiyle osmanlı ayakta kaldı. Birgün okuldan geliyorum kış bizim orda kar çok yağar, Yaya’m vefat etti iki tane kadın bizim orda omuzlarında testi kadın geliyor yol verdim, kadınlardan birisi dedi kure fılla, birika ta mıriya buchimhamya, öbür kadın dedi no kaçı no, mırar biya (Nenen ölmüşmü, yok kız mındar olmuş). Bak bize öldü demiyorlar, geberdi mındar oldu diyorlar. O Yayam’ki o bölgede onun ellerinden o tarmızları yemeyen olmamıştır, tarmız’da sabahleyin kalktığımızda biz kahvaltılarımızı o tarmızla yapardık, çok zoruma gitti gittim anneme söyledim bu kadınlardan biri böyle böyle dedi diye, annem dedi oğlum desinler desinler sırası gelince başkalarıda onlara söyleyecek, Kürtler bize söylemiş bu gün Türkler de Kürtlere söylüyorlar. Ondan sonra birgün bizim memlekette eşek yok, çerçi felan gelip iyne felan satıyor’du çocuklar sırayla atına biniyorlardı sıra bana geldiğinde kadının biri çek elini o ayvandan, güye xa la güye sar bave xa bıka, gine anneme geldim daye daye bu ne demek oluyor diye sordum onun anlamı; deden baban ne iş yapmışlarsa sende git onu yap anlamındadır dedi annem. Bugün görüyoruz’ki kuran’da kitapta müslümanlıkta Ermeni Hristiyan ata binemez, bende ispatları var, Simon Simonyanın kitabı var bende, 1600 senelerinden yazılmış bir kitaptır. Biz bunu söylerken yok öyle birşe diyorlardı, vardır işte kardeşim okuması yazması olmayan bu kadına din söyletiyor işte.

Yaşadığım bir olay daha, yine çocukken yüzmeye gidiyorduk, tabi o dönemler mayo yok kilot yok çocuksun bütün elbiselerini çıkartıyorsun giriyorsun dere sularına, hepsi yüzüyordu ben onları seyrederdim biliyormusun çünkü benim sünetli olmadığım görüldüğünde diğer çocuklar dalga geçerlerdi, ben de üzülerek öylece arkadaşlarımı seyrederdim, bu olayları yaşamak gerek ancak ozaman anlarsınız, konuşursak sabaha kadar bitmez, Yayam 90 yaşında öldü, 90 yaşına kadar bir insan hiçmi birgün biraz gülmeyecek, 90 sene boyunca 9 kere’demi gülmeyecek, gülmeden öldü, artık gerisini sen tamamla. Biraz önce ne söyledim sana, 100 yıldır ağlıyoruz, güldüğümüz yok.

Sizce Ermeniler topraklarına kavuşmadan özgür olamazlarmı?

Özgür olmamız bir hayeldir ama eğer Kürtler yardım ederse özgür oluruz. Çünkü şu anda bizim topraklarımızın üzerinde Kürtler yaşıyor, benim ejdadımın, atalarımın yargılamıyorum, şimdi diyorlarki bütün köyler de müslümanlar çoğunlukdaydı, Kürtler çoğunlukdaydı, güzelde kardeşim mademki sen çoğunlukdaydın neden senin adından bir köy ismi yok? Neden bu köylerin bütün isimleri Ermenice? Ve halen Ermenicedir. O bölgede minareden hariç yaptıkları bir yapıları varmı? O minareleri de Ermeni ustalarla yaptırmışlar, git İhsak paşa sarayına, başka yapıtlara bak hep yaptırdı yazılar, yaptı deyil yaptırdı!! Kendisi yapmamış, kendisi mileti hakimiye olduğu için bizlerde mileti mahkumiye olduğumuz için, ben hakim sen mahkum diyerek bizlere yaptırdılar, kendileri yapmadı çünkü usta değillerdiler, halen de değiler. Bitlise(Baresh) gitsen halen Bitlisin yapıları 100 yıl 200 önce Ermenilerin yaptığı yapılardır dün Bitlisde birisiyle telefonda konuştum bayramını kutladım, gel Bitlise(Baresh) bir misafir ol dedi, ben halen sizin evinizdeyim dedi, benim oturduğum ev sizindir dedi, bunun gibi kaç kişi söylüyor, kimse söylemiyor. Kıbrıs Makaryos dönemlerine bakarsak belli ayaklanmalar oldu, o dönemler de Kürtlerin bir kısmı Ermenileri yanlarına aldıylarsa Kürtlerin de çıkarları vardı, menfat işte, o Haydo ağa benim dedemi 5 kardeş içinden çıkarıp alıyor öbür 4 kardeşini götürün öldürün diyor, isteseydi diğer kardeşleride kurtarırdı, imkanı vardı, Ermenileri barındırmışlarsa kendi menfatleri için barındırmışlardır, ya zanatları için yada başka yetenekleri için, menfatleri için, dünya zaten menfatir, bugün sen bir fabrikada işçi olarak çalışıyorsun, sen patrona birşey yapıyorsun oda sana aylık veriyor. Genelde de Ermenilerin ağaları Kürtlerdi, yine o dönemler toplumun bilinç altına bir ata sözü yerleştirmişler, derlerki ”balık susuz Ermeni ağasız yaşayamaz”. Her bir Kürt yanındaki Ermeniye tu Fılla’ya mıni benim malımsın diyorlardı Fılla özelde Ermenilere genelde tüm Hıristiyan ve Süryanilere söylenen aşağılayıcı bir sözdür, tu e mıni, sen benimsin sanki bir ayakabısı, bir elbisesisin, bir ineğisin, Ermenide şunu söylemek zorundaydı tu ji ağğaye mıni ( sen de benim ağamsın) Mileti hakimiye mileti mahkumiye Osmanlı dönemi bunu dayatmış, mahkemede bile iki Ermeninin şahitliği ancak bir tane sayılıyordu, nasılki islamda iki kadın bir erkek sayılıyor şahitlikte, aynı ondan örnek alınmıştır, tabiki Kürtler müslüman oldukları için avantajlılardı. Kürtlerin tarihini biraz gözden geçirelim tarih boyunca ne yapmışlar, Kürt ağaları zubun giyip yaylalar’da yaz boyunca keyif yapıp, kışın gelip grr Ermenilerin üzerinde, Fılla sen bana ne hazırladın derlerdi, verme zorunluluğu vardı. Rus ve Osmanlı savaşlarının bütün masrafları Ermenilerin sırtında çıkartıldı, özelikle Ermeni köylerini güzargah seçiyorlardı’ki askerlerin yemeklerini Ermeniler hazırlasın, ben’de bunların ispatı kitapları var ezbere konuşmuyorum, tarihçiler yazmış bunları, bunlar yaşanmış olaylardır, bunların hangi birisi yalandır? Ve Harzan bölgesi, Siirt de bugün kozluk diyorlar, burdaki Kürt mir ağaları bir Ermeni oğlunu evlendirdiği zaman diyorlardı o gelin ilk iki gece benim yanımda kalsın ondan sonra gelin götürün diyorlardı. Böyle birşeyi insan hazmedermi ya? Ondan sonra da kalkarsınız yok kardeşdir falan dersiniz. O Makarios dönemi’ne gelince o ağaların bazıları birbirinin kulağına fısıldarlar, artık bu Fıllalara verecek kemiğimiz yoktur, nufus çoğalıyor, ne yapacaklar, Ermeniyi kov onun yerine kon fısıldamaları çoğalmıştır ve herkes kapısındaki köpeği sürsün, kalktılar Makarios Makarios dediler evlerimize baskın yaptılar, tabi bu arada birbirlerine Ali Sarkis’in gelini senindir, Mehmet Kiragus’un kızı senindir ha oğlum, biz işaretledik bunları alacaksın Ermeni zaten kaçacak, birisinin kulağına biraz kan akıtılarmı öbür Ermeni zatan kaçar, Fılla’yı xundi, Fılla’yı tırsonak (kanı görünce korkan Fılla). 1925 ve  Şehsayid’in zamanın’da sürgün ettiler, babamı dedemi sürgün ettiler, Kürt aşiretleri Şehsaid’in intikamını almak için ayaklandılar asker Kürt aşiretlerine zayat verince dediler biz değiliz, kim ozaman? Yapsa yapsa bu ayaklanmayı sünetsizler yapar diyerek kendilerini kurtarıyorlar, işte o zaman Sasun daki bir çok Ermeniyi sürgün etiler Dedem ve babam da sürgün oldu, Askerlerle Kürt aşiretleri bir çatışmada Kürtleri öldürüyorlar ve o zamanki taşıtlarla Motki köyünün ortasına cenazeleri getiriyorlar ve soruyorlar bu ölenleri tanıyormusunuz diye, birinin kardeşi olmasına rağmen tanımıyorum diyor ve yine olsa olsa bunlar hepsi sünetsizlerdir, suçu gine bizim üzerimize atıyorlar, heleki köyde saf bir kadın vardı, yalan söylemeyi bilmeyen, çıkıp komutanım bunların içinde hiç bir tane Fılla yoktur diyor hepsini tanıyorum, işte bu Mustafa bu Ali Bu Mehmet’dir diyerek tehşis ediyor. Bende Cengir Frat’ın kitabı var Şehsayit’in babasının anılarını anlatıyor, orda diyor biz Kürtler de sünet olmuyorduk. tabi Atatürk emir verdi bütün Ermeniler geri gelsin ve geri kendi köylerine gelirken birtanesinin ismi Nazar’dır, Çorumdan sürgünden geri geliyor’ki Kürt ağası onun evine konmuş, mısır tarlasını da ekmiş, Nazar’a diyor tu diso hoti (sen yinemi geldin) jı ver bıkaji hara, mın maka zarare du bankonote nivon (burdan çek git beni iki buçuk lira zarara koyma) yani ağa iki buçuk liraya bir mermi alacak Nazar’ı  öldürecek bir mermi parası zarar edecek ama tüm malarının tarlasının üzerine konmuş, kurşunun değeri var Ermeni’nin değeri yoktur diyor. Onun için 1877/78 ile 1894 ve 1923 arası toplu katliamları görmek gerek, o coğrafyada Kürtlerin olması devletin işine geliyor. Son bir olay daha anlatim Biz burdan kalktık köyümüz’ü terk ettik, Midyata gittik dedik orda Hıristiyan var oraya gidelim, yıl 1964 MHP li bir okul müdürü bir eşeğin üzerine Meryem ana heykeli koymuş ve bir köpeğin de kuyruğuna bir haç bağlamış, Makaryos Makarios Kıbrıs Türktür, ya ne oluyor burası Kıbrısmıdır kendi kendimize sorduk, Erbakan ve Demirel yeni yeni politikaya başlamışlar, Erbakan partisi ozaman Nizam’mıydı neydi tam hatırlamıyorum, Midyat da 7 tane kilise vardır tek bir tane cami vardı, Erbakan çıktı meydanlarda oylarınızı bana verin bu 7 kilisenin hepsini camiye çevireceğim dedi. Midyatlılar orada da barınamadılar, biz Midyat’da da kaçtık İstanbula, İstanbul’da da Ermenilerden bir destek huzur görmedik, busefer kaçtım İsviçre’ye geldim. Ogün bugün’dür İsviçre’deyim, İsviçre’de de bir kızım dünyaya geldi adını Ermenice koydum, büyük elçi kabul etmedi, sen dedi Türkiyeden geliyorsun burda yabancı isim takıyorsun, bana passaport vermedi, bana 5 isim verdi; Ayşe Fatma falan filan bunlardan birtanesini seç dedi, çocuğumun adını Siran koymak istiyorum, nedir Ermenice Siran dedi, dedim Sevim, çok güzel işte adı Sevim olsun, çocuğun adını Sevim koydu öyle Passaport verdi, Kızım sonra İsviçre vatandaşlığını alınca İsmini tekrar değiştirdi.

Ben İsviçreye geldikten bir müdet sonra benden küçük kardeşim de geldi İsviçre de iş bulamadığından onu Almanyaya götürdüm, orda kaldı, birkaç ay sonra arabayla Türkiye’ye gittim babam kardeşimi sordu, Almanya’da olduğunu söyledim nasıl olur biz onu senin yanına İsviçre’ye gönderdik, babam böyle ayağa kalktı ve kürtçe dediki lov dujmıne ma mazın ava (bizim en büyük düşmanımız odur, Almanyadır). 

Daha konuşulacak çok şey var ama buyrun birazda Simon’la konuşun.

Bir dizeyle bitirim, bu kitapta yeni çıkmış, yazmış,

 

Ne isa’ya yarandık ne Mohamed’e

Ah anam ah ah çekmek günlük şarkımız oldu

Kalkmıştım bir sabah güneş ağlıyordu

Bir çift şahan kuşu kavak dalında yuva kuruyordu

Onlar çift çift kavak dalı tek salanıyordu

Onlarda biri diyerini kovmaya çalışıyordu

Ah vurdular beni yine ölmedim

O gün sanki birileri bir kara haber veriyordu

O kara haber yalan değildi gerçekleşiyordu

Bütün dünya o kara haberi biliyordu

Ama yine de hoşlarına giden sehir izliyorlardı

Ah vurdular beni gine ölemedim

Almanlar Türklere kurşun bağlıyor

Çerkezler oturmuş keyifli keyifli kama yağlıyor

Biçare mahsumların gözleri yaman ağlıyor

Kürt aşiret alay milisleri atlarla cirit atıyor

Ah vurdular beni yine ölemedim

Anamdan babamdan ayrıldım düştüm

Turnalar gibi vatanımdan yurdumdan göçtüm

Der zor çölerde muhacir oldum yaralı düştüm

Susuz kala kala al kanlar içtim

Ah vurdular beni gine ölemedim

Erzurum Bitlis Harput dağlarında dönemem gayri

Allahtan gayri kimsemiz yoktur

Der zor çölerde yaralı Ermeni çoktur

Gelme doktor gelme artık bu yaranın çaresi yoktur

Ah vurdular beni gine ölemedim.

Simon Daronyan okurlarımız seni de tanısınlar,

Tabi ilk önce Arkadaş gazetesi’nin bu son dönemler de Ermenilere yapılan soykırımın ve 100. yıl etkinliklerine duyarlı olup gündemlerine aldıkları için tüm çalışanlarını, insanlığa karşı suçun bilince çıkarılması katkılarından dolayı saygıyla selamlıyorum ve çalışmalarınız’dan başarılar diliyorum, sorumluluk, duyarlılık hepimizin  insanlık görevidir, bilinçle çalışmanız çok sevindirici.

Ermenilere yapılan  soykırımı özet olarak bir de senden dinleyelim.

”Her nehir yatağını bulur”

”Türkiye 1908 den beri Massonlar’la yönetiliyor!”

”Biz o dağların şifresiyiz, o ormanların gizemiyiz, ruhuyuz”

”Bu devlet kendi yarattığı Türk’kün ve İslam’ın kafasını kesecek bir zihniyete sahiptir”

Ben kendim batı Ermanistan’lı bir yurtaşım, 20 yıldan fazla bir süredir sürgünde yaşamaktayım.

Sorun sadece 100 yılla başlamadı 24 nisan 1915 sadece kökten kurutma politikası ve uygulamasıydı, daha da kitlesel yok etme idi, bunun daha önceleri vardı. Toplu ihmalara baktığımızda 1894 ve 1923 yılları arası da çok önemlidir, yani anlıyacağınız soykırım 100 yıldan daha önceleri planlanmıştır. 1920 de Sevr ve 1923 Lozan antlaşması adaleti yerine getirilmediği için bu gün ortadoğuda aynı zulümleri yapıyorlar, Ermeni Hıristiyanlara yapılan zulümün aynısı o coğrafyada yaşıyan halklara yapılıyor, bugün hala mahsum savunmasız insanları diri diri kafasını kesiyorlar, linç ederek insanları öldürüyorlar.

Dilerseniz İsviçre’de gerçekleşen etkinliklerin özetine gelelim, özellikle Cenevre ve Lozan’daki etkinliklere baktığımız da görüldü ki Türk devleti taraflı panelistleri araştırmacı yazar ve katılımcılar da vardı sizmi davet etiniz? Bu sorunu bunlarla birliktem çözmeyi düşünüyorsunuz?

Etkinliklerimiz herkese açıktı Lozan’daki etkinlikleri Lozan ve çevresindeki Kiliseler organiza etiler kiliseler herkese açık programlar yaptılar, evet biliyoruz Saray Ermenileri her dönem olmuştur, Osmanlı dönemde de devletle çalışan Ermeniler olmuştur, bu dönemde vardır, Özüne düşman ettirilmiş Ermeniler de vardır, zaten öyle bir duruma gelmişki herkes kendi Ermenisi’ni oluşturuyor, herkes kendi Kürd’ünü, Alevi’sini oluşturuyor, böyle saçma birşeymi olur. Tüm insanlığa sesleniyoruz devrimciyim, sosyalistim, insanım diyen herkese sesleniyoruz artık bunlar devletle işbirliğine son vermesi lazım, devletin bu suçuna artık ortak olmaması lazım, çünkü bu devlet artık restore edecek durumu da yoktur, reforme edecek durumu da yoktur, bu devlet kendi yarattığı Türk’kün ve İslam’ın kafasını kesecek bir zihniyete sahiptir, bu tehlike her an hortlayabilecek zihniyeti artık herkes tanımalıdır, bu İttihatçı, Turancı, Abdülhamit’ci, Osmanlıcı barbarlığını artık kafalarından silmeleri lazım, olmayan bir Türk’ü nasıl var edersiniz hele 10’000 lerce yıllık Ermeni(Hay) medeniyeti nasıl yok sayarsın’ki, İnsanlığın doğuşu, insanlığın medeniyeti nasıl görmemezlikten geliniyor. Artık bu yalanlara okularıyla, sistemleriyle son verilmesi gerekir, her dürüst  vicdanlı insan’ın talebidir, hakkıdır, Ermenilere yapılan haksızlıklar son bulmadı, gerçekler birgün su yüzüne çıkacaktır, her nehir yatağını bulur. İnsanlıga karşı Soykırım suçu  terimin içini bilinçli bir şekilde boşaltıyor,MEDZ YEGERN(BÜYÜK KIYIM anlamındadır) büyük felaket yanlış bir terimdir, bu doğa afeti felan değildir’ki büyük felaketdir diyesiniz, gerçeği çarpıtmaktır.

Neden 100. Yıl’da böyle geniş etkinlikler? 100. Yıllı beklemek niye?

Yüz yıllık bir yasdır daha kapsamlı daha kordineli, Ermeni Kiliseleri’nin partilerin, örgütlerin bu etkinlikleri desteklemesi dahada dünya’da siyasallaşmasına neden oldu, Batı Ermenistanlı olarak bir çoklarımız ana dilimizi yazamaz okuyamaz duruma geldik, okularımız yok edildi, Hiristiyan olarak insanlarımız gidip kiliselere inançlarını sürdüremiyor, bir mum yakamıyor, evinde köşesinde şurda burda bir mum yakabiliyor, doğru dürüst bir papazı göremiyorki, İnsanları götürüp İstanbul da devşiriyorlar beyaz bir devşirme oluyor, ruhlarını Türklüğe teslim etiriyorlar, ya burda esir kalacaksın yada burdan gideceksin, tüm Cumhuriyet boyunca da devlet kasıtlı bu politakaları yapıyor. Lozan da gayri müslümlere verilen haklar vardı okul, inanç kültürleri’ni özgürce yaşama, ne yazık’ki bu haklarından mahrum etiler, bütün kötülükleri Ermeniler’e yüklediler, bütün haksızlıkları Ermeniler’e yüklediler, onların gözlerinde Ermeniler hep hayindi, bu haksızlık artık son verilmelidir. Kendimiz olmaya çalışıyoruz, kendimiz olmadığımız sürece hep başkası oluruz. Biz Ermeniler bir dini kurum değiliz, bir kilise değiliz, bir hiristiyan kurumu da değiliz, bir Ulus’suz, bir etniğiz, bir uygarlığız, kültürüz, zorla islamlaştırılmış Ermeniler var, Alevilerin geçmişine bakarsan ata’ları hepsi Ermenidir, ama ne yazık’ki baskılar sonucu onlarda süni olacaklarına Alevi olmayı tercih etmişler, dilinden mahrum kalmış Arapça konuşan Ermeniler vardır, Türkçe konuşanlar Türk oldular, Zazaca konuşup zaza oldular, Kürtçe konuşup kürt oldular, bizi bu şekil’de böldüler, bugün Hemşin de insanlar müslüman olarak yaşamak istemiyorlar ama zorla siz Türksünüz müslümansınız diyorlar, aslını inkar edenler kim olursa olsun hiç bir yerde yeri yoktur, bizim için hepsi kardeşlerimizdir zorla müslüman olanlar’da. Biz yerli kadım Ermeni ulusu olarak hristiyanlık öncesi de vardık, biz hep vardık, biz Türk devleti tarafından ötekileştirilenlerden de kötü muamele gördük biz hep üçüncü insan muamelesi gördük. Aleviler bize her konuda yakınlardır, humanistlerdir ama bilinçlerine Türklük aşılanmış’ki, bilinç altında Hermeno yani Ermeni döleridir, Ermeni gavurdur demek,sanki Ermeni olmasın herşey olsun, bunlar kendi atalarına niye böyle zülüm yapıyorlarki, Ermeniler ne zaman, nerde kimin bağını bahçesini talan etti, biraz da Ermeniler savaşmayı öğrenselerdi, kendilerini savunmasını öğrenselerdi böyle haksızlıklar devam etmezdi. 1700 yıl önce Milli Ermeni Kilisesi denildi, Krikor denilen bir yabancı geldi içimize, aldı bizim kültürümüzü yok etti, ve savunmasız bir Ermeni toplumu var etti, Papazlara soruyorlar dininiz, korkularından biz Hiristiyanız Ermeni değiliz, peki atalarınız öncelleriniz? Yahudiler, peki gidin yahudi olun ozaman oda yok, ya masonluğa yada yahudiliğe hizmet ediliyor, Hiristiyansın birde Masson oluyorsun müslümansın bir de Masson oluyorsun, belirsiz birşeye giriyorsun, Massonlara sor nesinız biz hayır severiz, kime hayır severlik etmişler, Talat paşa çok büyük hayır severdi Ermeni’nin kökünü kuruttu, oda Mason’du, okadar hayır severseniz önce gasp etiğiniz öldürdüğünüz Ermenilerin bedellerini ödeyin, malımızı mülkümüzü geri verin, hayır severlikleri kendi menfatları doğrultusundadır ve Mason olanlar devşirme bir ocağa gidiyorlar devşiriliyor. Türkiye 1908 den beri Massonlar’la yönetiliyor! Mason egemenliği başlamıştır, Genel kurmaylar hep Masson’dur Masson olmaz’sa Genel kurmay olamıyor, yakın dönemde Süleyman Demirel öldü o da Masson’du Türkiyede aslı Selanikliler olan Sebataycılar, vardır bunlar, bunlar dönme gizli Yahudilerdir, İspanya’dan göç edip geldiler, İspanya’da zulüm gördüler ve osmanlıya sığındılar ve daha sonra Ermeniler’e rakip olmaya çalıştılar Osmanlı devleti bunlara olanaklar sundular, Sebatay Sevi İzmir’de yaşıyordu daha sonra kendini Mesih kurtarıcı ilan etmiştir, sultan huzurunda müslümanlığı kabül edince bunlar dönme lakabı takıldı, döndü görüntüde ama bunlar hep gizli çalışmalarını devam etirdiler ve gel git Osmanlıya rakip oldular İttaat terakiyi kurdular, ve o zaman dediler biz bu kene Ermenileri ortadan kaldıracağız’ki istediğimizi daha iyi gerçekleştirelim ve Orta doğuda ilk TC devletini kurmuşlardır, daha sonra İsrail kurulmuştur. Çok haksızlıklar vardır, olmuştur, hangisinden türklerdenmi,çerkezlerdenmi,çeçenleredenmi bahs edelim Kürtlerdenmi,Zazalardanmı ,müslümanlardan’mı hangisinden bahis edelim,müslüman suç ittifağı bizi yok etmeye çalışmışlar.

Bu söyleyişi ve sorular’la sizlere bu acıları tekrardan yaşatıp üztüysem üzgünüm, neyazık’ acılar paylaşmadan azalmıyor.

Bir de Alman rolünü de unutmayalım, çünkü Almanlar 1878’e geldiği dönem, 1877/78 bu Osmanlı Rus harbidir, unutmayalım bunlara büyük bir fırsat doğmuştur, Rus harbini kışkırtan İngilizlerdir, Ruslara karşı osmanlıyı kışkırtı ve Osmanlı Ruslara karşı savaş kayıp etmiştir, akabinde bu savaşa Almanlar da dahil edilmiştir ve ondan bu yana Alman Osmanlı işbirliği başlamıştır ve 3 B projeleri başlamıştır Berlin, Boğaz ve Bağdat, bu projeler petrol üzerine oluşmuştur ve dünyada ilk petrolü çıkaran Alexander Mantashav’dır kendisi Tiblisli bir Ermenidir, Baküde petrolü çıkartmıştır, Gulbenkyan onun yanında eğitim görmüştür daha sonra Musul’da petrol çıkarılmıştır, dünya’da ilk petrolü insanlara tanıştıran Ermeni’dir, ama aynı Ermeniler büyük bir haksızlık ve büyük bir zarar’la karşı karşıyalar ve bu petrol’ün faydasını görmemişlerdir. Tabi gitikçe Almanya Osmanlı siyasi ekonomik ve askeri olarak iç içe oldular. Almanların amacı bu pastadan pay almaktı, Almanların sömürgeleri olamadığında daha o güçleri olmadığından bu eksiklerini Osmanlı üzerinden gidermeye çalışıyorlardı. Enver paşaların çoğu Alman yanlısıydı, 800 subay ve 40’000’e yakın Alman asker osmanlı’da görev yaptılar, birlikte bizleri malımızdan canımızdan etiler, çocuklarımıza el koydular buna rağmen Osmanlıya 300’000 cıvarında Ermeni eskerlik yaptı, çünkü ortak vatan umudu vardı, neyazık’ki ortak vatan düşüncesi hiçbir fayda getirmedi, İmparatorluktan Ulusal Cumhurityete  Ermeni Ulusal sermaye  ve özelklerini kendilerene mall etmek için bizleri yağma,talan ve tavsiye etmek istediler, bugün ise Ermeni’lik ortaya çıkınca Türk ulusal kimliğinin sahteliği ortaya çıkıyor, Sabiha Gökçe’de bir Ermeni çocuğuydu götürüp devşirme yapıp kendi ulusal kahramanı sembolü yaptılar, bütün zülümlere rağmen Ermeni’nin kendilerine faydalı olduğu ortaya çıkıyor, yalanları çıktıkça yok olmaya mahküm oluyorlar.

Başka bir düşünceyle yaklaşırsak, özgürlük toprakları elde etmekle endekslimi olmalıdır? Ve dersek’ki Topraklar hiç kimsenin olmasın toprak’da oluşan tüm erşey herkesin olsun, buna katılırmısın? Ermeniler o topraklarını elde edemezlerse özgür olamazlarmı?

Hayır katılmıyorum bir ağacı kökünden kopartıp her yerde meyvesini vermez, biz gidip yaban elleri kendimize yurt görmedik, biz oralara zorla sürüldük, Arjantinde yapay bir kültürle yaşamak ne zamana kadar, biz Fransa’yı kendimize yurt biçmedik, biz onların topraklarını kendimize yurt biçmedik, biz Avusturyada Sidney de sürgündeyiz, Almanya’da sürgündeyiz, Fransa’da sürgündeyiz, biz Fransa’da orijin Ermeni degiliz, insanlarımıza yoz bir kültür aşıladılar,  orijini kökeni Ermenidir ama ben Fransızım demek yanlıştır.Bizler hangi ülkede yaşarsak Ermeniyiz,tüm Dünyaya sürgün edilmiş Ermenilerin kökleri Batı Ermenistandandır, onu kimse bize fazla görmesin, biz gelipde o toprakları kimseden almadık, biz o toprağın hamurundan doğduk, eğer biz orda olmasak o toprağın hamuru kimseye yar olmaz, kimse onun meyvesini rahatlıkla yiyemez, bunu herkes biliyor, o sonradan varolmuş suni yapay işgalci güçler bunu çok iyi biliyorlar, biz orda yerli otokton’uz, biz o dağların şifresiyiz, o ormanların gizemiyiz, ruhuyuz, bizim ruhumuz her renigimiz de birdir, biz o topraklarla beraber var olmuşuz, biz Van kedisinin evcileşmesiyle var olmuşuz, biz Kangal köpeğiyle evcileşmesiyle var olmuşuz, biz ordaki atların evcileşmesiyle var olmuşuz, biz orada ki buğdayın evcileşmesiyle var olmuşuz, biz orada hep vardık, biz başka yerden gelmedik, bizim olanı biz sahipleniyoruz, bizim olmayanı biz demiyoruzki bizimdir, o kadar haksızlığa rağmen bugün oralarda birçok yerin isminin Ermenice olduğu ortaya çıkıyor, birçok Ermeni isimlerini Türkçe’leştirmeye çalışıyorlar başaramıyorlar, Arapça’laştırmaya çalışıyorlar başaramıyorlar, Kürtçe’leştirmeye çalışıyorlar başaramıyorlar, İslam öncesi, Araplar Türkler, Kürtler olmadan biz ordaydık, Assur egemenliğinden önce vardık.

Son eklemek istediğiniz birşey varmıdır?

Son olarak eklemek istediğim, bizim hiç bir Ulusa, hiç bir dine inanca karşı düşmanlığımız yoktur, bizim tek derdimiz artık bu yalanlara iftiralara son vermektir, bize kim ne tür kötülük etmişse inanıyorum’ki en sert bir şekilde cevabını alacaktır, herkes suçunu kabül etsin, herkes yaptığı hatayı düzeltsin ve Massonlar artık mahsum rolünden vazgeçsinler suçlarını kabül etsinler. Bizi yok etmek isteyenler bir tane değilki bir görünenler, birde görünmeyenler var.

Teşekürler. Ali Korkmaz/Aarau

kaynak: Simon Daronyan

Etkinlikten Görüntüler

Boğos Tomasyan, Rakel Dink ve Simon Daronyan
Boğos Tomasyan, Rakel Dink ve Simon Daronyan


IMAG5310

 

Boğos Tomasyan ve Simon Daronyan
Boğos Tomasyan ve Simon Daronyan

 

 Rakel Dink ve Celal Bayar Batı İsviçre Türk birliği başkanı. Rakel Dink Ermeni soykırımını anlatıyor.
Rakel Dink ve Celal Bayar Batı İsviçre Türk birliği başkanı. Rakel Dink Ermeni soykırımını anlatıyor.

Yorumlar