KUANTUMUN GARİP DÜNYASI

Temelleri yüz yılı aşkın süre önce atılsa da atomaltı dünyanın işleyini açıklamayı hedefleyen kuantum mekaniğinin gariplikleri, günümüz bilim dünyasında özellikle de fizikçilerin henüz cevaplanmamış sorular üzerinde çalışmalarına teşvik etmeyi sürdürüyor. Çıplak gözle gözlemlenebilir olarak kabaca genelleyebileceğimiz makro dünyada cisimlerin hareketi ile ilglinen klasik mekanik, ölçeği  atom düzeyine indirgediğimizde geçerliliğini yitiriyor. Bu yüzden bu mikro dünyadaki olup biteni anlamak için fizikçilerin yeni matematiksel araçlara ihtiyaçları vardı. Bu noktada Max Planck’ın çalışmalarıyla doğan ve Einstein, Bohr, Heisenberg, Schrödinger, Dirac, Pauli, Fermi, Bose ve diğer fizikçilerin elinde büyüyen kuantum mekaniği maddenin ve daha genel anlamda evrenin nasıl davrandığı hakkında bilim insanları için şimdilik en tatminkar teori bütünü olarak varlığını koruyor.

Kuantum gösterisinin belli noktalarda akla yatkın gelmeyen ancak deneysel olarak gözlemlenmiş tuhaflıklarına geçmeden önce sahneyi ve oyuncuları tanıtmakta  fayda var. Atom kelimesini duyduğumuza zihinde canlanan merkezde bir küre ve etrafında genelde 3 eliptik yöründede dolaşan daha ufak küreler resmi gerçeği yansıtmada pek yeterli değil. Maddenin yapıtaşı olarak bilinen atomlar temelde  üç farklı parçacıktan oluşuyor. Bunlar çekirdek denilen atomun merkezinde kümelenmiş proton ve nötronlar ile çekirdeğin etrafında belirli yörüngelerde dolanan elektronlar.

atomun yapısı

Yaklaşık boyutlarıyla atomun yapısı

Bunların içinde en çok rolü olan parçacık elektronlar. Bir de elektronlarla sürekli etkileşen ve kütlesiz enerji paketleri olan fotonlar var. Ancak resmin tamamını görmek için standart model olarak adlandırılan temel parçacıkları ve kuvvet taşıycılarını içinde barındıran çok daha genel bir tablo var. Standart model e göre parçacıklar temelde fermiyon ve bozon olarak ikiye ayrılmakta. Fermiyonlar ailesi ise kuark ve leptonlar olarak da iki alt grubu kapsıyor. Yukarda bahsettiğimiz proton ve nötron işte bu kuarkların üçünün birleşmesiyle oluşuyor ki bu yapıya da hadron adı veriliyor. Elektron ise proton veya nötrondan çok daha küçük bir lepton üyesi.

stnmdl

Standart Modele göre temel parçacıklar

Ancak evren sadece maddeden oluşmuyor. Hatta tüm galaksiler ve onları oluşturan  yıldızlar, gezegenler ve diğer gökcimlerini oluşturan toplam madde miktarı bildiğimiz evrenin sadece % 4 ü kadar. Geri kalan % 96 lık bölüm olan karanlık madde ve karanlık enerji ise başka bir yazının konusu. Bu noktada devreye bozonlar giriyor. Bu maddesel olmayan parçacıklar aslında doğada bulunan 4 temel kuvveti taşımaktan sorumlu. Elektomanyetik kuvvetten sorumlu foton, yerçekimi kuvvetinden sorumlu ancak henüz deneysel olarak gözlemlenememiş graviton, atomaltı parçacıkları birarada tutan gluon ve çekirdek içindeki zayıf etkileşimlerden sorumlu ayar bozonları. Son olarak da geçtiğimiz yıl CERN parçacık hızlandırıcısında deneysel olarak ölçülen maddeye kütle özelliği kazandıran Higgs bozonu da standart modelde yerini alıyor.

4 forces

Evrendeki 4 temel kuvvet ve taşıycıları

Elektromanyetik (EM) dalgalara da kısaca göz atmak evren tablosunun tamamını görmemize yardımcı olabilir. Günlük hayatta sürekli maruz kaldığımız farklı tür elektromanyetik dalgalar aslında fiziksel anlamda farksızlar. Yalnızca dalga boylarının uzunluklarından gelen bu fark enerjilerini dolayısyla bıraktıkları etkilerin farklılaşmasına sebep oluyor. Bir EM dalganın enerjisi dalga boyuyla ters orantılı. Diğer bir değişle dalga boyu ne kadar kısaysa enerjisi ve etkisi o kadar yüksek ve şiddetli oluyor. Algılanabilen EM lar en uzun dalga boyundan en kısa dalaga boyu sırasına göre radyo ve TV dalgaları, mini fırınlarda kullanılan mikrodalga, sıcak cisimlerin yaydığı kızılötesi ışınlar, insan ve diğer canlı gözüyle algılanan görünür ışık, özellikle yazın güneşlenirken korunmaya çalıştığımız morötesi ışınlar, röntgen cihazında kullanılan ve tesadüf eseri keşfedilen X ışınları ve son olarak etkisi ölümcül olan kozmik ve nükleer radyasyonu oluşturan gama ışınları şeklinde sıralanmakta.

 EM waves

Elektromanyetik dalga spektrumu

Sahneyi ve oyuncuları artık tanıdığımza göre kuantum dünyasına giriş yapmaya hazırız. 17. Yüzyılda ışığın doğasını anlamak için başlayan çalışmalar kuantum mekaniğinin oluşmasında oldukça önem taşımakta. Ancak kuantum teorisinin başlangıcı olarak kabul gören çalışma 1900 yılında alman fiizkçi Max Planck ın cisimlerin sıcaklığına bağlı olarak yayınladıkları ışımanın dalga boyuna bağlı dağılımını belirten ancak hatalı olan teoriyi geliştirerek ortaya attığı kara cisim ışıması ve Planck yasası olarak bilinen çalışmasıdır. Max Planck’ın kuantum mekaniğinin babası olarak sayılmasının nedeni geliştirdiği teorinin ispatını yapması için ışığın kesikli enerji değerlerine sahip  olması gerekliliğidir. Bu kesikli veya kuantalaşmış  enerji birimi temel olarak Planck enerjisidir ve kuantum teorisi adını buradan alır. Planck ın bilim dünyasına kazandıran diğer önemli katkı da ışık veya diğer EM dalgaların sahip olduğu enerjinin frekanslarıya doğru orantılı olduğunu söyleyen denklemidir. Bu orantı katsayısı da Planck sabiti olarak bilinen ve kunatum mekaniğinin neredeyse her yerinde karşımıza çıkan sabit bir değerdir. Planck ın başlattığı bu kıvılcımdan sonra Einstein a enerji kütle eşdeğerliliğini gösteren ünlü E = mc2 formülü çok daha popüler olsa da Nobel ödülü kazandıran asıl çalışması fotoelektrik etki, kuantum mekaniğinin parlak yıllarının bir diğer sonucu.

max planck

Max Planck ve Kara Cisim Işıması

Buraya kadar bir sorun gözükmesede sahneye “parçacık-dalga dualitesi” adı verilen özellik çıktığında Einstein dahil bilim insanları arasında kafalar karışmaya hatta fikir ayrılıkları oluşmaya başlıyor. Klasik mekanikte bir bilardo masasını aklınıza getirdiğinizde bilardo topları birbirlerine kafa kafaya çarpışarak etkileştirler. Bu durumu parçacık modeli olarak düşünebiliriz. Benzer şekilde bir sahilde yürüdüğünüzü düşünün. Kıyıya vuran dalgalar birbirleriyle girişim oluşturarak deniz yüzeyi üzerinde ilerler. Suyu oluşturan moleküller temelde parçacık olsalar da dalga dediğimiz şey parçacıklar üzerinden transfer olunan bir enerji formudur. Kısaca klasik mekanikte parçacık parçacıktır. Dalga da dalgadır. Ancak kuantum dünyasında işler böyle yürümüyor. Zira atomaltı seviyeye inildiğinde elektron gibi çok küçük yapılar hem parçacık hem de dalga gibi davranıyor. Eğer bu yeterince garip gelmediyse sıkı durun. Elektronun parçacık mı yoksa dalga mı şeklinde davranacağı sizin onu gözlemlemenize bağlı olarak değişiyor! Yani kuantum mekaniğinde deneyi gözlemeleyen kişi deney sonucu etkiliyor. Işığın dalga özelliğini göstermek için ilk kez 1803 te Thomas Young tarafından yapılan ve çift yarık deneyi olarak bilinen deneyin tekrarı bu kez elektronlarla yapılınca bu hayret verici sonuç deneysel olarak gözlemlendi. Tek tek elektronları gönderebilen bir elektron tabancası üzerinde iki adet yarık bulunan bir engel ve elektronların çarpıp iz bıraktığı bir perdeden oluşan deneyde iki yarıktan eşit olasılıkla geçen elektronların perdede oluşturdukları desen rastgele çarpan elektronların bıraktığı bir desen oluşması yerine perde boyunca yayılan saçaklı bir desen şeklini aldı. Benzer desen yarıklardan geçen dalgaların dalga tepeleri ve çukurlarının birbirlerini büyüttüğü ve yokettiği yapıcı ve yıkıcı girişim nedeniyle oluşan desenin birebir haliydi. Deneyin ikinci aşamasında elektronların hangi yarıktan geçtiğini gözlemlemek için bir dedektör konulduğunda ise elektronlar dalga özellikleri terkedip birer bilye tanesi gibi parçacık şeklinde davranarak klasik beklentiyle uyumlu rastgeşe deseni perdede oluşturdular. Aşağıdaki animasyon bu deneyi daha iyi anlamanıza yardımcı olacaktır.

Louis deBroglie nin ortaya attığı her parçacığa karşılık gelen dalganın dalga boyu günümüz teknolojisyle ölçülebilir boyutlarda olması için parçacığın elektron gibi çok küçük kütleye sahip olması gerekir. Zira kütle arttıkça kuantum mekaniğinin ön gördüğü dalgaboyu giderek azalıyor. Bu sebeple algıladığımız dünya ölçeğinde bu dalgaların etkisini gözlemleyemiyoruz.

double slit setup

Işık ile yapılan çift yarık deneyi ve oluşan saçaklı girişim deseni

double slit results

Elektron ile yapılan çift yarık deneyi ve perdede zamanla oluşan girişim deseni

Kuantumun alışılmadık sonuçlarına rağmen cazibesi matematiksel zerafetinden geliyor. Edwin Schrödinger kuantum ekaniğinin en önemli denklemi olan dalga yayılım denklemi ile parçacıkların neden bu şeklide davranmaları gerektirdiğini gösterdi. Kuantum mekaniği aslında olasılık temeline dayanan bir kuram. Schrödinger dalga denkleminin çözümü olan dalga fonskiyonları da dolaylı olarak bize bir parçacığın belirli bir olasılıkta konumu hakkında bilgi veriyor.

schrödinger and equation

Erwin Schrödinger ve Kedisi

Yine kavrayış kısmında bilim çevrelerince direnişe maruz kalan diğer bir konu da süperpozisyon veya üst üste binme durumu. Bunu basit bir düşünce deneyiyle anlatmak mümkün. Bir fincanla zar attığınızı düşünün. Zarı atar atmaz fincanı kapattığınızda fincanı kaldırana kadar zarda hangi sayının geldiğini bilemezsiniz. Klasik algıda fincanı kaldırdığımızda zarın üstündeki sayı örneğin 3 ise kaldırmadan önce de 3 tür. Ancak süperpozisyon fikrine göre fincanı kaldırana ve gözlem yapana kadar zarın üstündeki sayı değerleri 1 den 6 ya kadar tüm değerleri alabilir. Ta ki fincanı kaldırıp gözlem yaptığınız anda yukarıda bahsedilen dalga fonkisyonu çökerek 6 durumdan birine indirgenir. Burada zar kuantum ölçeği için oldukça büyük bir cisim olduğundan bu etkiyi çıplak gözle görmek mümkün değil. Ancak bu süperpoziyon durumunun olmadığı göstermez. Zira elektron ile yapılan young deneyinde ikinci fazında elektronun başına gelen tam olarak bu. Benzer bir düşünce deneyi de Schrödingerin kedisi adıyla süperpozisyon olayını açıklamak için kullanılmış ve Niels Bohr ve Einstein ile şiddetli tartışmalara yol açmıştır. Öyle ki Einstein bu deney üzerine ünlü “Tanrı evrenle ilgili zar atmaz” sözünü kullanmış bunun üzerine Bohr “Tanrının ne yapıp ve yapacağını söylemeyi kes” cevabını vermiştir. Fakat Einstein bu kez yanılmıştır zira süperpozisyon fikri deneylerle hala kendini ispatlamaktadır.

einstein and bohr

Albert Einstein ve Niels Bohr’un ünlü tartışması

Kuantum dünyasındaki tuhaflıklar girişim deseniyle sınırlı değil. Sırada geçilebilmesi imkansız gibi düşünülen bariyerden geçebilen elektronlar var. Kuantum tünelleme adı verilen bu olayı açıklamak için yine makro dünyadan bir örnek verelim. Etrafı kalın duvarlarla çevrili bir mahkum düşünün. Duvarlar makhumun aşamayacağı kadar yüksek ve kalın. Dolayısyla makro dünyada mahkum için kaçış planları suya düşmüş gibi gözüküyor. Ancak benzer durumu bir potansiyel bariyer içine hapsettiğimiz bir elektron için kurgularsak elektron bariyeri aşacak enerjiye sahip olmasa bile elektrona eşlik eden dalga duvardan geçebilir ve elektronun etkilerini duvarın dışında gösterebilir.

quantum tunneling

Klasik fizikle açıklanamayn kuantum tünelleme olayı

Doğada alfa bozunması adı verilen çekirdek bozunmasında bu olay gözlemlenirken ilk kez 1982 de Zürih’te IBM laboratuarlarında tarama tünelleme mikroskobu (STM) kullanılarak bakır metalin yüzeyi atomik çözünürlükte görüntülenmiştir.

corral2

Bakır yüzeyin STM ile elde edilmiş görüntüsü

Dalga ve olasılık kavramlarının beraberinde getirdiği bir kavram da belirsizlik. 1927 yılında Werner Heisenberg’in henüz 26 yaşındayken ortaya koyduğu belirsizlik ilkesi bir parçacığın hem konumunu hem de momentumunu veya hızını aynı anda bilememeyeceğimizi söyler. Konum bilgisini ne denli hassas ölçersek momentum veya hız bilgisinden o denli uzaklaşmış oluruz. Bunun sebebi ölçüm için kullandığımız yöntemden kaynaklanıyor. Bir elektronun konumunu ölçmeye çalışalım. Yapmamız  gereken üzerine bir ışık gönderip ışığın bize geri gelmesini beklemek. Yukarda belirtilen foton aslında ışığı oluşturan bir enerji paketi ve bu paketler tıpkı bir tanecik gibi elektronla çarpışarak elektronun konum ve hızında değişkliğe neden oluyor. Yani bir elektronun yerini ölçmek için gönderdiğimiz foton elektronla çarpışıp geri dönene kadar geçen sürede elektronun yeri ve hızı ilk değerinden farklı oluyor. Belirsizlik ilkesi sadece konum ve momentum arasında değil enerji ve zaman arasında da benzer ilşkiyi kurar. Bu da başlarda standart  modelde belirtilen bazı temel parçacıkların yaşam ömürlerini hesaplamakta kullanılıyor.  Belirsizlik ilkesi bilim insanlarına süperpozisyon olayına benzer şekilde rahatsızlık vermiş özellikle Einstein teoriyi çürütmek için düşünce araçları geliştirip taslakları 1927 de Solvay konfernasında meslektaşlarına sunmuştur. Einstein’ın belirsizlik ilkesine karşı direnci o kadar büyüktü ki aksini ispatlamak için giriştiği taslaklarda kendine ait belki de en önmeli kuramı olan genel göreleliğin ilkelerini aletlerin tasarımında göz ardı ettiğini farkedemedi. Zira konferansta kendi sunumunun ertesi günü Heisenberg belirsizlik ilkesini Einstein ın genel görelilik ilkesini kullanarak başka bir yoldan tekrar ispatladı ve litaratüre kendi adıyla bu ilkeyi geçirmeyi başardı.

heisenberg

Werner Heisenberg ve Belirsizlik İlkesi

Başlarda değinildiği gibi kuantum terimin tam karşılığı kesikli veya öbekli şeklindedir. Buradaki kesiklilik parçacığa ait belirli özelliklerin tüm değerleri alamaması yalnızca belirli değerler alabilmesi kısıtlamasından gelmektedir. Örneğin atom çekirdeğinde dolanan elektronların yörüngeleri belirli enerji seviyelerine karşılık gelmektedir. Elektronlardan biri keyfi yörüngelerde dolaşamaz. Bir yörüngeden diğer yörüngeye geçmek için istisnasız ve tam olarak iki enerji seviyesi arasındaki fark kadar enerjiye ihtiyaç duyar. Benzer şekilde ışığı oluşturan fotonların kütleleri yoktur ama enerjileri ve momentumları vardır. İşte bu mometumlar da kesikli değerler alırlar. Kuantum dünyasının keskin yasaklarından bir de Pauli Dışarlama ilkesidir. İsveçli fizikçi Wolfgang Ernst Pauli’nin 1916 da yayımladığı makalesinde yarım tamsayılı spine sahip parçacıkların –ki bunlara fermiyon diyoruz- aynı kuantum durumunda birden fazla bulunamayacağını belirtir. Bu ilkeyi çıplak ellerinizle deneyimleyelim. İşaret parmaklarınız birbire dokundurup itmeye çalışın. Parmak uçlarınız şekil değiştirdiğini görüyor ve birbirilerine uyguladığı kuvveti hissediyorsunuz muhtemelen. Peki aslında parmaklarınız birbirine hiç dokunmuyor desem ?! Parmaklarınıza olan özetle şu: Sağ parmağınızın en ucunda bulunan atomun yörüngesindeki elektronu baz alalım. Standart model tablosundan da göreceğiniz şekilde elektron bir fermiyon taneciği. Dolayısyla Pauli dışarlama ilkesine uymak zorunda. Sol parmağınızın en ucundaki atomun yörüngesindeki elektron ile sağ parmağınızdaki elektron aynı alt yörüngede bulunamıyor. Dolayısyla atomlar birbirinin içine giremiyorlar. Trilyonlarca atom için geçerli olan bu durumda elektronlar birbirini iterek hücresel ve dokusal bazda bir şekil değişkliğine sebep oluyorlar. Bu şekil değişiklik bilgisini, derinizde bulunan basınca duyarlı reseptörler beyne ileterek beyninizde dokunma hissi şeklinde yorumlanmasına neden oluyor. Atomların aslında %99.999 unun boş olduğunu düşünerek elimizin katı bir duvarın içinden geçememesinin nedeni işte bu dışarlama ilkesi.

pauli and bohr

Wolfgand Pauli ve Niels Bohr topaçla oynarken

Sahnenin finalini şimdiye kadar gizemini koruyan nerdeyse tüm fizikçilerin hemfikir olduğu kuantum dünyasındaki en garip ve akıldışı fenomen olan kuantum dolanıklık alıyor. Süperpoziyon olgusunun özel bir durmu olan dolanıklığın akıl dışı gelmesi kuantum etkilerin normal mesafelerin çok ötesinde evrenin iki ayrı ucunda olsa bile yayılması ve bilgi transferinin evrensel hız sınırı olan ışık hızından bile hızlı yaılmasından kaynaklanıyor. Dolanıklılığı anlamak için fincan ve zar deneyini bir kademe öteye taşıyalım. Bu sefer elimizde iki fincan ve iki zar olsun. Zarları ayrı ayrı atıp üstlerini fincanla kapatalım. Dolanıklılığı da zarların sütündeki sayıların toplamının 6 olması şeklinde bir korunum olarak tanımlayalım. Eğer bu zarlar dolanık haldeyse birinci fincanı açtığımızda zarın sütündeki sayı örneğin 2 ise anlık olarak diğer zardaki tüm olası durumlar tekil bir değere yani 4 e indirgenecektir. Benzer şekilde ilk zar 5 ise ikinci zarın sonucu da 1 olacaktır. Burada gizemini koruyan şey bu bilgi transferinin uzaklıktan bağımsız olmasıdır. Zarların birini dünyada diğeri evrenin en uzak köşesinede de atsanız durum değişmiyor. Bu da Einstein’ın “hiçbir bilgi ışık hızından daha hızlı yayılamaz” şeklinde özetleyebileceğimiz ünlü özel görelilik teorisine aykırı gözüküyor. Sonradan kullanılan dolanıklık teriminden önce Einstein bu olaya “uzaktan hayaletsel eylem” adını vermişti. Ancak yakın zamanda fotonlarla yapılan deneyler gösteriyor ki birbirinden tamamen bağımsız fotonlardan birine yapılan etki diğerini de anlık hızda etkiliyor. Dolayısıyla dolanıklık da gözlemlenmiş tüm diğer kuantum olaylarının yanında yerini alıyor.

Entangled-Atoms

Kuantum dolanık atomlar

Tüm gizemine rağmen kuantum mekaniği sadece fizikçileri ilgilendiren bir konu değil. Zira teknolojinin bu denli hızlı ilerlemesinde kuantum mekaniğinin etkisi büyük.  Bilişim, yenilenebilir enerji gibi konuların kalbinde yatan yarıiletken devrimi, tıp, iletişim ve sanayide çoktandır kullanılan lazer, manyetik alan etkisiyle havada süzülerek ilerleyen yüksek hızlı maglev trenlerinde kullanılan süperiletkenler. Bildiğimiz maddesel özelliklerinden çok daha farklı davranan süper akışkanlar, katı sıvı gaz olarak bilinen maddenin hallerine ilave olan mutlak sıcaklık değerine yakın sıcalıklarda gerçekleşen Bose Einstein yoğuşması olayı,  tekstil, tarım, enerji, ilaç ve tıp sektöründe hızla ilerleyişini sürdüren nanoteknoloji, konvansiyonel bilgisayardan binlerce kat hızlı çalışabilen ve emekleme aşamasında olan ancak ticarileştiğinde bizi yeni bir çağa geçirecek kuantum bilgisayarlar gibi hayatımızı kökten değiştiren ve değiştirmeye devam edceek olan gelişmelerin temelinde kuantum mekaniği ve onun hayret verici sonuçları yatıyor. Parçacık modelinin ortaya koyduğu temel parçacıkları gözlemlemek için başlatılan CERN projesi beraberinde cep telefonu, iletişim, enerji ve savunma sanayi konularında kilit rol oynayan teknolojiyi getirdi. Eğer bu proje hayat geçirlmeseydi şimdikinden çok daha geride bir teknolojiyle yetinmek zorunda kalacaktık.

techno

a) Tarama tünelleme mikroskobunun atom kalınlığındaki ucu

b) Tek bir kuantum durumuna kümelenmeye neden olan Bose Einstein Yoğuşması

c) Havada asılı kalabilen süperiletken mıknatıs

d) Temel parçacıkların gözlemlenmesi için inşa edilen CERN hadron çarpıştırıcısı

Evrenin nasıl çalıştığını anlamak için çıkılan bu uzun yolda tüm bu bilgileri damıtıp öze ulaşacağımız temel bir sonuç var.  Fizikte bir parçacığı tanımlayan temel olarak 3 büyüklük bulunur. Biri bildiğimiz kütle, diğeri yük ve sonuncusu fazla aşina olmadığımız spin adı verilen iç açısal momentum değeri. Başroldeki oyuncu elektron olduğundan elektronun kütlesi yükü ve spin değerleri SI birim sisteminde yani kg ve coulomb olarak ölçüldüğünde sırasıyla yaklaşık 9,1.10-31 kg, 1,6.10-19 C ve ±½ gibi belirli sayılardan ibaret. Benzer şekilde yaşadığımız dünyayı tanımlamak için 3 uzamsal ve 1 de zamanı katarsak 4 boyut yeterli. Birbirinden çok farklı özelliklere sahip elementleri farklı kılan çekirdeklerinde barındırdıkları birbirinin aynı proton ve nötronların sadece sayılarının farklı olması. Örneğin oksijen atomunda 8 proton ve 8 nötron varken, karbon atomunda 6 nötron ve 6 proton var. Yalnızca 4 parçacığın farklı olması tüm özellikleri değiştirmeye yetiyor. Sonuç olarak evrende taşınan ve korunan şey temelde bir tür sayısal bilgi diğer adıyla informasyon. Bu informasyonun nasıl aktarıldığı, bu iletişim nasıl kurulduğu sorusu kuantum mekaniğinin en temel sorusudur. Bu soruya cevap arayışına giren onlarca bilim insanına saygı duymak ve kuantumu para kazanma uğruna kişisel gelişim kitap malzemesi yapan sahtekarlara, elinde bendirle televizyonlara çıkan şaklabanlara, dini ve felsefi inanışları kuantum terimleriyle  harmanlayıp kafaları karışıtıran cahillere itibar etmemek ve bilimin ışığında insanlığın gelişimi için keşfedilen yenilikleri kucaklamak çok daha doğru olacaktır.

Solvay

1927 yılında gerçekleşen SolvayKonfernasına katılan bilim insanları

Kaynaklar:

https://en.wikipedia.org/wiki/Standard_Model

https://en.wikipedia.org/wiki/Max_Planck

https://en.wikipedia.org/wiki/Wave-particle_duality

https://en.wikipedia.org/wiki/Uncertainty_principle

https://en.wikipedia.org/wiki/Quantum_entanglement

https://en.wikipedia.org/wiki/Solvay_Conference

http://home.web.cern.ch/

www.youtube.com/watch?v=tNZBfzK5H1Y

 

Yorumlar